KHK’lıların itibar ve haklarını iade edeceğiz

DEVA PARTİSİ İSTANBUL MİLLETVEKİLİ MUSTAFA YENEROĞLU: ÂDİL YARGILANMA HAKKINA AYKIRI ŞEKİLDE TERÖR YARGILAMALARINDAN DOĞAN HAKSIZLIKLARA SON VERECEĞİZ.

KHK’lıların itibar ve haklarını iade edeceğiz

Deva Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu 15-20 Temmuz’un ardından yaşanan hak ihlallerini ve Türkiye’nin adalet karnesini Yeni Asya’ya değerlendirdi.

“15 Temmuz demokrasimize yönelik yıkıcı saldırıya karşı milletimizin kararlı bir direnişidir. Benzerine az rastlanacak bir demokrasi direnişiyle başlayan bu süreç ne yazık ki sonrasında demokrasiyi ve hukuk devletini yok etme çabasına dönüştürüldü. Böylesi bir tehdit karşısında olağanüstü hal ilan edilmesi de mevcut tehlikeleri hızlı bir şekilde bertaraf etme amacıyla kanun hükmünde kararname çıkarılması da tartışmasız bir gereklilikti; ancak OHAL’in uzatılması ve çıkarılan KHK’larla Anayasa’nın çizdiği sınırların yok sayılmasıyla hukukilik zemininin dışına çıkılması çok ağır hak ihlallerini beraberinde getirdi. Gözaltına alınanların çıplak ve ters kelepçe ile uzun süre bekletilmeleri, aç ve susuz bırakılmaları, darp edilmeleri ve bu görüntülerin medyaya servis edilmesi gibi işkence ve kötü muamele uygulamaları, zorla kaçırılmalar, cezaevlerinde fiziksel yetersizlikler ve çeşitli baskılar dolayısıyla ortaya çıkan ağır hastalıklar ve intihar vakaları, uzun tutukluluklar, hukuka aykırı ceza yargılamaları,  kişilerin mal varlıklarına haksız şekilde el koyulması, gazetecilerin mesleki faaliyetleri dolayısıyla tutuklanması, sivil toplumun ceza yargılamaları ile baskı altına alınması ve kamu görevinden ihraçlar ile kişilerin sivil ölüme terk edilmeleri… KHK’lı olarak tanımladığımız sayıları 130 bini bulan kişiler; haklarında herhangi bir muhakeme süreci işletilmeden, savunmaları alınmadan, haklarındaki iddialardan dahi habersiz bir şekilde görevlerinden çıkarıldı. Geçici 35. Madde gerekçesiyle sayısız kişi hâlâ ihraç ediliyor. Bu kişiler, bırakın mesleklerini icra etmeyi sigorta dökümlerindeki KHK’lı olduklarına ilişkin kodlar dolayısıyla özel sektörde dahi çalışma ve geçimlerini sağlama konusunda halen çok ciddi zorluklar yaşamaktalar. 

Bu uygulamalar, Türkiye’de hukuk devleti ilkesini önemli ölçüde aşındırdı ve Türkiye’nin adalet karnesini utanılacak bir noktaya getirdi. Örneğin bir başvuruda AİHM, darbe teşebbüsü sonrasında usuli güvencelere uyulmadan tutuklanan yargı mensuplarının özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğine hükmetti. İç hukukta ise Anayasa Mahkemesi başa çıkmakta zorlandığı bir başvuru yoğunluğu içinde. Mahkeme Başkanı yakın tarihli bir açıklamasında mahkemenin 60 yıllık tarihinin en ağır, en yoğun iş yüküyle karşı karşıya olduğunu, başvuru sayısının 110 bine yaklaştığını belirtmiş ve bunun 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde derdest olan başvuru sayısından çok daha fazla olduğuna dikkat çekmiştir. Bu veriler Türkiye’de hukuk, demokrasi ve insan hakları sorunlarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Türkiye her zamankinden daha ağır bir hukuk ve demokrasi krizi yaşıyor.”

TÜRKİYE YARGIYA GÜVENMİYOR

Yeneroğlu hukuk alanında yaşanan siyasallaşmanın nedeni ve CHS’nin bu uygulamalardaki payı hakkında şunları söyledi:

“Türkiye’nin temel sorunlarından birisi, tartışmasız yargı bağımsızlığının ciddi biçimde zedelenmiş olmasıdır. Bu sorun esasında, toplumun yargıya karşı duyduğu güvensizlikte de kendini göstermektedir. Anketlerde Türkiye’de yargıya güvenin 2021 yılında %21’e kadar düştüğü belirtilmiştir. Bugün, toplumdaki adalet arayışı ve beklentisi yerini bir çaresizliğe bırakmış durumda. Bugün için yargı, iktidarın taleplerine göre karar veren, hukuku uyguladığı vakit iktidarın rahatsız olacağı endişesiyle tüm hukuksuzluklara ve yolsuzluklara göz yuman bir haldedir. Çoğu hakim ve savcı “kanunlara ve vicdanlarına” göre değil, “iktidarın istek ve ihtiyaçlarına” göre karar vermektedir. Siyasetin ağır baskısı neticesinde yüz binlerce vatandaşımız hakkında suç teşkil etmeyen faaliyetlerden dolayı terör suçlarından soruşturma açılmış yahut da kamu görevinden ihraç edilmiş; aksine açıkça suç işleyenler ve yolsuzluk yapanlar ise yargı tarafından görmezden gelinmiştir. Dün yargı üzerindeki askeri vesayetten haklı olarak rahatsız olanlar bugün kendileri bizzat yargı üzerinde vesayet kurmuştur. Ülkemizdeki açık hukuksuzlukların kaynağı da bu vesayet anlayışıdır. Kendisini yargının üzerinde konumlandıran, yargıya her türlü talimatı veren anlayış son bulmadıkça da bu yargının adalet dağıtması mümkün değildir. Bugün iktidarın talimatlarına açık yargı adaletsizliklerin bekçisi konumundadır. Yargının yürütmenin güdümü altına alınması ve özellikle bazı davalar bakımından yargının tam anlamıyla köşeye sıkıştırılması hukuku siyasallaştırmıştır. Hukukun böylesine siyasallaşması ile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ortadan kalkmasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında uygulanan kuralsız ve keyfi bir biçimde ülkeyi yönetme çabasının büyük bir etkisi var. Sorun hem sistemik hem de bir zihniyet sorunu. Cumhurbaşkanı hukukun üstünlüğünü ve kuvvetler ayrılığını reddediyor, demokrasiyi menfaatine göre yorumluyor, ülkeyi Anayasal düzen dışında yönetmeye çalışıyor. Yani şu anda kullandığı yetkilerin büyük bölümünün Anayasa ile ilgisi yok, kendine yakıştırdığı bir biçimde hareket ediyor ve doğal olarak ülkeyi yönetemiyor. Yargı bağımsızlığının en önemli kurumlarından olması gereken HSK tamamıyla emir kulu gibi hareket ediyor, iktidarı sınırlandırmak yerine yargı mensuplarını sınırlandıran bir işlev içinde.”

KHK’LILAR SİVİL ÖLÜME TERK EDİLDİ

Mustafa Yeneroğlu OHAL-KHK’lar ve bu meselenin çözümü için şunları kaydetti:

“Gece yarıları çıkarılan KHK’larla irtibat ve iltisak gibi hukuk sistemimizde yeri olmayan muğlak kavramlara dayanarak çok sayıda kişi kamu görevinden ihraç edildi. KHK’lar ile ihraç edilen kişiler içerisinde suç işleyen, kamu görevine haksız bir şekilde giren ya da bu görevin gerektirdiği sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan kişiler olduğu gibi; hem ceza hukuku hem de idare hukuku anlamında herhangi bir hukuka aykırı eylemi olmayan, yasal eylemleri dolayısıyla ömür boyu mesleklerinden çıkarılan ve sivil ölüme terk edilen insanların olduğunun ve bunların da sayısının oldukça fazla olduğunun altını çizmek gerekiyor. KHK’larla kişilerin hukuka aykırı şekilde kamu görevlerine son verilmesi başlı başına büyük bir mağduriyet ve haksızlık. KHK’larda isimleri yazılarak bir daha ömür boyu kamu görevine dönmemek üzere kamu görevinden çıkarılan kişiler isimlerinin kamuya ilan edilmesiyle başlayıp, sosyal çevrede damgalanma ve kamu görevinde çalışamama yanında özel sektörden de dışlanma şeklinde devam eden korkunç bir muameleye maruz bırakıldılar. Kamu görevinden ihraç edilen kişilerin, terör örgütleri ile ilişkilendirdiğinden, oturdukları evlerden çıkarılma, çekirdek aile dâhil sosyal ilişkilerin bitirilmesi, banka hesabı ya da kredi kartı kullanamama, tapuda alım satım yapamama, devlet tarafından sağlanan sosyal yardımların kesilmesi, eğitim burslarının sonlandırılması ve geri iadesi, avukatlık yapmanın engellenmesi, mesleki lisansların iptali vb. çok çeşitli sonuçlarla karşı karşıya kaldıkları ve kalmaya devam ettikleri bilinmektedir. Nitekim tüm bu etkileri, söz konusu ihraçların kamuoyunda sık sık ‘sivil /medeni ölüm’ şeklinde ifade edilmesine neden olmuştur. OHAL Komisyonu üyelerinin bizzat siyasi iktidar tarafından belirlenmesi, üyeler için güvenceli bir statünün öngörülmemesi, incelemelerin dosya üzerinden sürdürülmesi, kişilerin başvuruda bulunurken haklarındaki iddialar konusunda bilgi sahibi olmaması, dosya sayısı itibariyle iş yükünün çok fazla olması gibi çeşitli sebeplerle OHAL Komisyonu mağduriyetlerin giderilebildiği bir mekanizma olamamıştır. Kaldı ki Komisyon tarafından açıklanan güncel faaliyet raporuna göre Komisyon’un başvuruları ret oranı yaklaşık %87’dir. 

Hak ve itibarlarını iade edeceğiz

DEVA Partisi olarak, devam etmekte olan bu haksızlıklar karşısında etkili bir çözüm yolu geliştirilmesini hem vicdani hem de hukuki bir yükümlülüğümüz olarak kabul ederek bu konuda çeşitli çalışmalar yürüttük. KHK mağdurlarını dinledik, sivil toplum örgütlerinden kişilerle bir araya geldik, hukukçular ile konunun farklı yönlerini değerlendirdik. Bu çalışmaları yaparken bazı temel ilkelere belirledik. Buna göre, OHAL, KHK’ları ile işlerini kaybetmiş ve yargı kararıyla suçsuz bulunmuş kişilerin görevlerini ivedilikle dönmelerini sağlayacak ve bu kişilerin hak ve itibarlarını iade edeceğiz. KHK’larla ihraç edilenlerin isimlerini Resmi Gazete ve bütün kurum ve kuruluşlardan sileceğiz.KHK’lıların sosyal hayata dönüp özel sektörde çalışmalarının önündeki yasal ve fiili engelleri ortadan kaldıracağız. Eski işlerine dönemeyen KHK’lıların ise kamu düzeni ve milli güvenliğe yönelik çalışan kurumlara kadro ve dereceleri ile mali özlük haklarını koruyacak şekilde ilgili idarenin uygun göreceği bir göreve başlamasını sağlayacağız. En büyük hukuksuzlukların işlendiği ceza yargılamalarındaki haksızlıkları gidereceğiz. Kanuni bir düzenleme ile adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde terör örgütü üyeliği yargılamalarından doğan haksızlıklara son vereceğiz. Darbe teşebbüsü ile ilgili olmayan, örgütün niteliğini bilmeyen ve silahlı terör örgütüne üyelik, yardım suçlamalarından aklanmış kişilerin yeniden yargılanmasını sağlayıp haksızlıkları sonlandıracağız. Altı yıldır çok ciddi sorunlar yaşayan ve bir şekilde gelecekten umudunu kesmeyen vatandaşlarımızın yaşadığı haksızlıklara son vermenin zamanı gelmiş de geçmektedir.”

Güncelleme Tarihi: 04 Ağustos 2022, 12:34

Fatih Kul

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER