Rüya, Uyuşturucu, esrime ve ritimle öte dünya ilişkisi

Rüya, Uyuşturucu, esrime ve ritimle öte dünya ilişkisi

David Lewis-Williams, ilk dinlerin şamanist niteliklerinden ve mağara sanatı düzeniyle bağlantılarından emindir. Lewis-Williams, dilin ortaya çıkışıyla, ilk insanların iki, belki de üç farklı bilinç haline ilişkin deneyimi paylaşabildikleri kanısındadır. Rüyalar, uyuşturucu otların yol açtığı sanrılar ve esrime. Lewis-Williams, bunların ilk insanları bir başka yerde bir "ruh dünyası" olduğu kanısına vardırdığını belirtir: Gizemli bir öte dünyaya açılan mağaralar, bu öte dünya için tek olası yer özelliği gösteriyordu. Lewis-Williams, mağara sanatıyla bağlantılı bazı çizgi ve karalamaların, kendi deyişiyle "entoptik" olduğunu, bunları, uyuşturucu etkisi altında kendi beyinlerinin (retina ile görme korteksi arasındaki) yapılarını "gören" kişilerin yaptığını düşünür. Lewis-Williams'a göre, aynı derecede önemli bir nokta da, mağaralardaki birçok resim ve oyma resimde, sözgelimi at başı ya da bizon gibi doğal biçim ya da özelliklerin kullanılmasıdır.

Lewis-Williams, sanatın, kayada "hapsolunmuş" biçimlerin "salıverilmesi" amacını taşıdığını belirtir. Aynı şekilde, yumuşak kayalara yapılan "parmak yivleri," izler ve ünlü el baskıları da, gene kayaya gömülü biçimleri salıvermeyi amaçlayan bir tür ilkel "el koyma'ydı." Lewis-Williams, mağaralarda bir örgütlenme biçiminin var olduğunu da söyler. Ona göre, büyük bir olasılıkla, topluluk mağaranın ağzında, öte dünyaya giriş noktasında bir araya geliyor, belki de günümüze ulaşmamış olan simgesel temsil biçimleri kullanıyorlardı. Ne var ki, ancak seçilmiş bir azınlığın mağaraların içine girmesine izin veriliyordu Lewis-Williams'in belirttiği üzere, bu ana odalarda, yankılı olanlarında yankılı olmayanlarına oranla daha çok imge vardır, dolayısıyla, "müziksel" bir öğe var olmuş olabilir, ya dikitlere vurarak ya da kalıntıları bulunmuş olan ilkel "flütler" ya da davullar aracılığıyla.

Son olarak, mağaraların en erişilmez kısımlarına yalnızca şamanlar giriyor olsa gerekti. Bu alanlardan bazılarının yüksek yoğunlukta karbondioksit içerdiği saptanmıştır, bu başlı başına değişik bir bilinç haline yol açabilecek bir atmosferdi. Her durumda, bu kapalı alanlarda, şamanlar görülere ulaşmaya çalışıyor olsa gerekti. Bazı uyuşturucular, kaşınma hissine ya da kişi bıçaklanıyormuş gibi bir hisse yol açarlar; bu, mağaralarda bulunan ve figürlerin kısa çizgilerle kaplı olduğu bazı imgelere uygundur. Bu, şamanların genellikle yeni bir kişilik [persona] gereksinmesiyle birlikte (günümüzde, "taş çağı" kabileleri arasında kanıtlandığı gibi), ölüm ve yeni den doğuş ve daha sonra göreceğimiz gibi daha sonraki dinsel inançlarda geniş bir yer tutan kurban fikrinin kökenini oluşturuyor olabilir.

Lewis-Williams'ın fikirleri, heyecan yaratıcı, ama gene de spekülatiftir. Bununla birlikte emin olabileceğimiz nokta şudur: Karmaşık sanat da, resimli mağaraları kuşatan eski törenler de, dil olmadan hiçbir biçimde gerçekleştirilemezdi. Merlin Donald'a göre, mimetik biliş ve iletişime geçiş, tarihteki en önemli dönüşümdü, ama konuşma dilinin ortaya çıkışı da en az onun kadar çığır açıcı bir gelişmeydi.

Endonezya'daki Flores adasında bulunan ve Ekim 2004'te duyurulan Home floresiensis keşfinin bir sonucu olarak, yukarıda sunduğumuz tabloda köklü bir değişikliğe gitmek gerekir mi, gerekmez mi, bunu söylemek için henüz çok erken. En yakın akrabası belli ki H. erectus olan bu Homo türü, 13,000 yıl öncesine kadar yaşıyordu; boyu bir metreyi bile bulmayan bu tür, yalnızca 380 cm³lük bir beyin kapasitesine sahipti. Gene de, dik yürüdüğü, oldukça incelikli taş aletler yaptığı, ateşi denetlemiş olabileceği anlaşılıyor, öncelleri Flores'e sallarla ulaşmış olmalı, çünkü adanın herhangi bir dönemde Asya anakarasına bağlı olduğuna ilişkin hiçbir veri yok. Yeni türün küçük boyutunun olası bir açıklaması, büyük avcıların bulunmadığı ada ortamına uyumdur. Ama görünüşe göre, H. floresiensis, daha önceki bilim adamlarının belirttiğinin aksine, erken dönem insanında beyin büyüklüğü ile zekâ arasında yakın bir bağlantı olmayabileceğini ortaya koymaktadır.

Fatih Kul

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER