Arap asimilasyonu İslam mı sanıldı?

Fetihçi bir aristokrasiye özgü bir dilin prestiji, devlet ve ticaret dilinin pratik değeri, bir imparatorluk uygarlığının zenginliği ve çeşitliliği ve belki hepsinden de öte yeni tanrısal buyrukları kağıda dökmüş olan kutsal bir dil karşısında duyulan büyük saygı; işte bütün bunlar, Arapların kendi tebaaları olmuş halkları asimile etmelerini hızlandırmıştı.

Arap asimilasyonu İslam mı sanıldı?

Genelde, İslamiyet'in fetihler aracılığıyla yayıldığı ileri sürülür. Fetihler ile birlikte sömürgeleştirme, İslam dininin yayılmasını önemli oranda etkilemişse de bunu iddia etmek yanlış olur, çünkü fetihlerin temel savaş amacı İslamiyeti zorla kabul ettirmek değildi. Üstelik Kuran bu konuda çok açıktır: "Dinde zor lama yoktur." (2:256). Bu sözler çoğunlukla, tek tanrılı bir dine inanan ve İslam'ın onayladığı kutsal kitaplara saygılı olan kişilerin dinlerini İslam devleti ve kanunlarına uygun olarak uygulamalarına müsaade edileceği şeklinde yorumlanmıştır. Tek tanrıya inanmayan ve onaylanmış kutsal kitaba da sahip olmayanlar bakımından ise seçenekler daha zor olmuştur, ancak ilk Arap fetihçileri tarafından yönetilen topraklarda bu türden topluluklar pek az sayıda bulunmaktaydı. Öte yandan fethedilen ülkelerde yaşayanlar İslam dinini kabul etmeleri için düşük vergiler ve benzeri uygulamalarla teşvik ediliyorlar ama zorlanmıyorlardı. Arap devleti, egemenliği altındaki halkları Araplaştırmaya ve asimile etmeye de çabalamıyordu. Tam tersine, ilk fetihlerde Arap olanlar ile Arap olmayanlar (sonradan İslamiyeti kabul edip Arapça konuşmaya başladıkları halde) arasındaki güçlü toplumsal engeller korunmuştu. Arap olmayan erkeklerle Arap kadınların evlenmelerini hoş karşılamaz (ancak tersi bir duruma da ses çıkarmaz), yeni Müslümanlara kendileriyle aynı ekonomik, siyasi ve toplumsal hakları vermezlerdi. Ne var ki İslamiyet'in ikinci yüzyılında gerçekleşen devrimci değişikliklerle Arap ayrımcılığı sona ermiş, böylelikle Araplaştırma süreci hız kazanmıştır.

Gerçekleşen askeri fetihlerden ziyade fethedilen toprakların halklarının Araplaştırılmış ve İslamlaştırılmış olması, Arap İmparatorluğunun gerçek mucizevi yönünü oluşturmuştur. Arapların askeri ve siyasi üstünlük dönemi çok kısa sürdü ve kısa süre sonra imparatorluklarının kontrolünü, hatta kendi yarattıkları uygarlıklarının liderliğini, başkalarına bırakmak zorunda kaldılar. Yine de hukukları, dinleri ve dilleri hakimiyetlerinin devam eden anıtı olarak kaldı ve bugün de hâlâ duruyor.

Aslında büyük değişiklik, birbirine parelel biçimde sürdürülen asimilasyon ve sömürgeleştirme süreçlerinde gerçekleşmişti. Arap fetihlerini güdüleyen güçlerinden biri olarak kurak Arabistan yarımadasının nüfusunun fazlalığının yarattığı baskı, genel kabul gören bir görüştür. Krallığın ilk zamanlarında pek çok Arap, eski imparatorlukların yıkılmış surlarını aşıp fethettikleri verimli topraklara göç etmişlerdi Araplar önce egemen asker sınıfıyla bir işgal ordusu, üst düzey memurlar ve toprak sahiplerinden oluşan yönetici bir azınlık olarak gelmişlerdi. Daha önceki yönetimlerin devlet topraklarına ve fetihlerden kaçan mültecilerin topraklarına Arap devleti tarafından el konulmuştu. Arap devleti bu geniş topraklan Araplar'a dağıtıyor ya da çok uygun şartlarla kiraya veriyordu. Bu topraklara yerleşen Araplar, topraklarında kalan yerli sahiplerinden daha az vergi veriyorlardı. Garnizon şehirlerde yaşayan zengin Arap toprak sahiplerinin topraklarını yerli halk işletirdi.

Arap etkisi, gerek doğrudan, gerek İslamiyet'i benimsemiş olan ve çoğunluğu orduya hizmet eden yerli nüfus aracılığıyla bu şehirlerden başlayarak çevredeki kırsal bölgelere yayılıyordu. Yerli dönmelerin, toplumsal ve ekonomik açıdan istedikleri eşitlik, saf Arap soyundan oldukları iddiasında olanlarca kibirle reddedilirken, onlar yine de artan bir hızla fatihlerin dillerini ve inançlarını benimsiyorlardı.

Fetihçi bir aristokrasiye özgü bir dilin prestiji, devlet ve ticaret dilinin pratik değeri, bir imparatorluk uygarlığının zenginliği ve çeşitliliği ve belki hepsinden de öte yeni tanrısal buyrukları kağıda dökmüş olan kutsal bir dil karşısında duyulan büyük saygı; işte bütün bunlar, Arapların kendi tebaaları olmuş halkları asimile etmelerini hızlandırmıştı.

Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2022, 04:00

Bekir Bey

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER