İkindi okundu mu?

Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir haberde Diyanet İşleri Başkanının kardeşinin damadına özel koşullarla kadro verildiği, yine aynı kardeşin kızının ve gelininin de Ordu üniversitesinde yüksek lisans yaptıkları bilgisine ulaştık.

Adrese teslim yapılan bu atamayla başka adayların önüne geçerek bir avantaj sağlandığı ve bunun özellikle DİB başkanının nüfuzunun kullanılarak kotarıldığı açık.

İşin aslı bu tür gelişmeler ülkemizde haber değeri taşımayalı çok oldu. Siyasilerin yakınlarının kayırmacılıkla ne görevlere geldiğini sadece başlıklar halinde yazsak günlerce uğraşırız.

Madem haber değeri yok bunu neden ele alıyorsun diye sorabilirsiniz. Ben spesifik bir durum değerlendirmesi yapmayı amaçlamıyorum. Genel olarak bir bilinç değerlendirmesi yapmak istiyorum.

Eskiden -hangi zaman diliminden öncesini kastettiğimi anlıyorsunuz- bu tür bir atama ya da kayırma ortaya çıktığında skandal olmasa bile utanılası bir durum olarak görülürdü. Bundan yola çıkarak biz zannediyoruz ki bu tür haberler ortaya çıktığında ilgili kişiler mahcup olacaklar, utanacaklar, pişman olacaklar. İşin aslı hiç de öyle değil. Bir İslamcı kendisi ya da yakını bir menfaat temin etsin diye önüne çıkan tüm engelleri dümdüz eder ve daha korkuncu ne biliyor musunuz? Binlerce insanın hakkını yiyip yakınını bir göreve getiren telefon görüşmesini bitirip telefonu kapatınca yanındakine “ikindi okundu mu?” diye sorar ve kalkıp huşu içinde namazını eda eder.

Bir İslamcı için her türlü maddi imkan,“diğer”lerinin elinde geçici olarak bulunan ve aslında kendisinin olandır. Vicdanı da rahattır. Kendisi o maddi imkanları elde ettiğinde ya da o görevlere geldiğinde dine, kitaba, Allah’a hizmet edecektir! Diğerlerini yerine göre kafir, sapkın, zındık, gafil, cahil vb. Kelimelerle derhal sınıflandırır. Kelime mi yok Allah aşkına, hele hele Arapça, Farsça bir kelime yapıştırdı mı tamam.

Kitapta yerini bulmaya gelince o işin en kolay yanı. Büyük cihat, küçük cihat, ganimet falan yardırır gider.

Modernleşmeden olmaz. Aydınlanmadan olmaz. Devleti sekülerleştirmeden olmaz.

Modern ve evrensel hukuka uygun, eşitlikçi ve çoğulcu, liyakat esaslı ve bilime dayalı bir yönetim anlayışı olmazsa bu işler böyle geldi, böyle gider.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahir DEMİRBAŞ
Mahir DEMİRBAŞ - 2 ay Önce

İnandığını iddia edip sahtekarlık yapan komşu yerine neye inandığı ile ilgilenmedigim ama kurallara uyan komşuyu tercih ederim.