Hayatta kalmayı yaşamak zanneden eski kafalar

Öğretmenler emeklilik için gün sayıyor

Bildiğiniz gibi 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu Meclis’te 03.02.2022 tarihinde kabul edildi. Bu kanunun 8 ve 11’inci maddesi ile 3600 ek göstergenin 15.01.2023 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği kesinleşti. Bu gelişme günü dolan öğretmenliği emekliliğe teşvik eder mi?

Dün bir arkadaşım uğradı ve sohbetin bir yerinde 3600 ek gösterge çıkar çıkmaz emeklilik dilekçesini vereceğini söyledi. Kendisine nedenini sorduğumda verdiği cevap ibretlikti: “Tadı tuzu kalmadı!”

Peki, tadı tuzu kalmayan neydi? Öğretmenlik mesleğinin itibarı mı azalmıştı? Öğrenci davranışları kontrol edilebilir seviyenin dışına mı çıkmıştı? Genel olarak bir amaçsızlık mı hakim olmuştu? Yoksa hepsi mi?

Kuşkusuz yukarıda sayılanların hepsi üzerinde uzun uzun durulmalıdır. Ancak benim gördüğüm başat sorun okulların, yönetimin ve aslında devletin hız bakımından yeni nesle ayak uyduramamasıdır. Buradan -en azından sadece- sosyal medya kullanımı ve teknolojik gelişmeleri kastetmiyorum. Belki bunların da etkisiyle kuşaklar arasında korkunç düzeyde bir anlayış ve kavrayış farkı ortaya çıktı. Denilebilir ki kuşaklar arası anlayış farkı her dönemde vardır ve bu yeni bir şey değildir. Doğrudur, ancak tarihin hiçbir döneminde kuşaklar arası makas bu seviyede açılmamıştı.

Sık sık görüyorsunuzdur internetteki sokak röportajlarını. Orta yaş üzeri kişiler genel olarak “Halinize şükredin.”, “Biz ne yokluklar, kıtlıklar gördük.” , “Soğan ekmek yeriz gerekirse.” gibi cümleler kurarken buna karşılık gençler: “Geçmişte yaşananlar geçmişte kaldı, ben geleceğe bakmak istiyorum.”, “Halimize şükretmemiz söylemi, zenginlik içinde yaşayan ve rahatı sürsün isteyenlerin geniş kitleleri sindirmelerini amaçlıyor.”, “Ben soğan ekmek yemek istemiyorum, ben yaşamımı yüksek standartlarda geçirmek istiyorum.” gibi cümlelerle karşılık veriyorlar.

Bu iki kuşak arasındaki en temel farkın görgü olduğunu düşünüyorum. Yıl olarak fazla yaşamak daha görgülü olmak anlamına gelmiyor. Gençler, internet aracılığıyla dünyanın muhtelif yerlerinde insanların nasıl imkanlara sahip olduklarını görüyorlar. Orta yaş üzeri insanlar bu görgüden mahrum kalmışlar. İşin aslı orta yaş üzeri – x kuşağı ve üstü- insanımızın elinden alınan neydi biliyor musunuz: Hayal etmek! Türkiye insanı hayal etme imkanı bulamadı. “Çıkar telefonunu” diyen dayı ve teyzelerin standartları öyle düşüktü ki neredeyse tamamına yakını bir hafta sonu ailesiyle orta düzey bir lokantada yemek bile yiyemedi. Tamamına yakını hayatlarında hiç otel tatili yapmadı, müze gezmedi, boğaz turu yapmadı, doğa turizmi yapmadı, değişik lezzetler deneyimlemedi, karşısına geçip bir tablo incelemedi, bir kitabı baştan sona okumadı, gezme amaçlı yurt dışına çıkmadı, çoğunun pasaportu bile olmadı.

Bu şartlar altında evinden camiye gitti, cami önünde akranlarıyla şakalaştı, cami çıkışı üç harfli marketlerden ucuz ürün alıp belediye ekmek kuyruğuna girdi ve evine döndü. Sofrada eşinin yaptığı pilavı kaşıklarken “Çok şükür, nemiz eksik? Karnımız doyuyor, üstümüzde çatımız var. Allah filancaları başımızdan eksik etmesin.” dedi.

Ah be dayı, ah be teyze! Neyiniz tam ki?

İşte fark burada ortaya çıkıyor: Hayatta kalmayı yaşamak zanneden eski kafalar ve iyi yaşamayı amaçlayan yeni nesil.

En başa dönersek, neyin tadı tuzu kalmadı biliyor musunuz? Bu geçleri, okulun duvarları ve yaşlıların dar zihinleri boğuyor!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mahir DEMİRBAŞ
Mahir DEMİRBAŞ - 1 ay Önce

Her cümlenin altına imza atarım. 65 yaş üstündekilerin oy kullanmalari yasaklansın..