Cüppeli, Şeriat Referandumu İstemiş!

Ülkemizde son yıllarda önemli değişimler yaşanıyor. Kamu yönetiminde ve bürokraside başta olmak üzere dış politika ve ekonomide de macun tüpten çıktı. Ancak asıl önemli hususu gözden kaçırmamak gerekir. Büyük kırılma ve dönüşme insanların düşünce ve algı dünyalarında oluyor.

Düşünceden çok algı demek daha doğru olur. Geniş kitleler düşünmezler, algılarla hareket ederler. Cehalet aslında güzel bir konfor alanıdır. Başkaları sizin adınıza düşünür ve karar verir, siz sürüyle beraber hareket edersiniz, çobana yaşamınızı ve güvenliğinizi emanet edersiniz. Dolayısıyla geniş kitleler algılarıyla hareket ederler.

İşte tam da bu sebeple toplumları yönlendirmek ve kanalize etmek için algılarıyla oynamak tüm yönetimlerin başvurduğu yöntemdir. Kabilesini yönlendirmek isteyen şef bunun için genellikle kahinleri ve büyücüleri kullanır.

Ülkemiz özelinde son yıllarda İslamcılık ve Osmanlıcılık kitleleri etkileyen akımlar oldu. Geniş kitleler ne bilsin Kuvayı Milliyeciler Atatürk önderliğinde kurtuluş mücadelesi verirken Vahdettin’in 60 yaşındayken 1921 yılında, Yıldız Sarayında 19 yaşındaki Nimet Nevzad Hanım’la beşinci evliliğinin telaşına düştüğünü. Ne bilsinler Anadolu insanının İstanbul’a bile adamakıllı gidemediğini. Filmlerden Osmanlı öğrenmeye kalkarsanız edindiğiniz şey bilgi değil sizde uyandırılmak istenen algı olur.

Gelelim İslamcılığa. Dün Urfa’da bir grup siyah tevhid bayraklarıyla şeriat istemiş. Şalvarlı Ahmet şeriat için referandum istemiş. Aslında toplumun böyle bir talebi yok ama dediğimiz gibi algı yönetimiyle olmazlar oldurulabilir. Peki, hem bu konuda bazı tespitlerimiz hem de şeriat isteyen cüppeli şalvarlı Ahmet’e bazı sorularımız olsun. Aslında tek ve can alıcı soru diyebilirim: Hangi şeriat?

Sahabeler daha peygamber yaşarken birbirine girmiş. Kırtas olayı ne tür anlaşmazlıkların ürünüdür? Sakife gölgeliğinde tartışmalar henüz Hz. Muhammed’in naaşı defnedilmemişken yapılmadı mı? Hz. Fatıma ölünceye kadar Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e küsmedi mi ve bunda fedek hurmalığının payı ne? 

Hz. Osman halife seçilince Ebu Süfyan’ın Hz. Hamza’nın mezarı üzerinde tepinerek “Bak ümeyyeoğulları Kureyş’i yeniden ele geçirdi.” mealinde şiirler söylemesini ne yapacağız? Hz. Osman Hz. Ebu Bekir’in oğlunun da içinde bulunduğu kişilerce defalarca kılıçlanarak katledilmedi mi? Hz. Osman’ın tüm valiliklere kendi akrabalarını atadığı ve itiraz eden çok önemli ileri gelen sahabeleri bizzat kırbaçladığı bilgisi ne olacak? 

Cemel savaşı ve Sıffin savaşını ne yapacağız? Harre savaşında bizzat Müslüman Şam ordusu tarafından Medine’de sahabelerin katledildiği, eşlerine günlerce tecavüz edildiği, doğan çocuklara “veled-i harre” dendiği bilgisi peki? Ardından Kabe’nin aynı ordu tarafından kuşatılması ve mancınıklarla tek bir duvarı kalıncaya kadar yıkılması?

Bir de Abbasilerin Emevilere yaptıkları var ki! Mezardan ceset çıkarıp nişangah yapmaktan tutun camiye hileyle toplanan on binlerce insanın kılıçtan geçirilmesi, yetmedi gürültü yapıyorlar diye eş ve çocuklarının kesilmesi...

Bir devlet yönetimi olarak ideal bir şeriat varmış, koskoca ilk halifeler, Emeviler, Abbasiler, Eyyubiler, Fatimiler, Selçukiler, Osmanlılar uygulamış, günümüz dincileri de bu uygulamaları örnek alacaklar.

Şu akıldan çıkarılmamalıdır. Devlet yönetimi güç yönetimidir. Devleti yönetenler güçlerini korumak için dinin emrine girmez, her zaman dini emirlerine alır ve din adamlarını güdümlerinde tutarlar.

İlla dini bir anlayış mı getirmek istiyorsunuz? Yunus’u, Mevlana’yı, Hacı Bektaş’ı, Ahmet Yesevi’yi örnek alın. İnsanlar Allah inancını içlerinde saf şekilde yaşasınlar. Kimse kimseye inanç dayatmasın. 

Devlet seküler olsun. Eskiden olduğu gibi oruç tutmayan komşu oruçlu olmadığı biline biline iftara davet edilsin, Balkonda ezan bekleyen beyaz yaşmaklı teyzelerin tertemiz inançlarından elinizi çekin. “Abdestinde namazında o, ondan zarar gelmez.” algısını kirlettiniz ya, yatacak yeriniz yok.

YORUM EKLE