Bir Mezopotamya Hastalığı: Seçilmişi Kutsamak (II)

Bir Mezopotamya Hastalığı: Seçilmişi Kutsamak” başlıklı makaleme Nazım Kurt adlı okuyucumuz bir yorum yaparak “Seçilmişi kutsamak” ifadesini yanlış ve abartılı bulmuş ve kutsamak yerine “değer verme” dememin daha doğru olacağını belirtmiş. Sanırım “kutsal”, “kutsanmış”, “kutsamak” ifadeleri tanrısal oldukları için okuyucumuzun kulağını tırmalamış. Ancak unutulmamalı ki peygamberler de insandır hatta sahabeler, veliler, evliyalar gelenekte kutsal sayılmıştır.

Konuyu dağıtmadan yöneticilerin kutsanmasına yoğunlaşarak Kuran-ı Kerim Nisa Suresi 59. Ayete bir bakalım: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve içinizden kendilerine yetki verdiğiniz yöneticilere de itaat edin...” Burada Allah, kendisine itaat edilmesiyle aynı cümlede elçisini ve yöneticileri de zikretmiş. Bunu ve daha buna benzer birçok ayeti okuyan bir müminin yöneticileri Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi olarak görmesinden daha doğal bir şey yoktur.

Peki, bu ayeti ve bu anlam etrafında dolanan diğer ayetleri nasıl anlamalıyız?

İslamiyet öncesi ve sonrasında da miladi 10. yy’la kadar Araplar çöl göçebesi olarak yaşayan topluluklardı. Belli bir kısmı ticaretle uğraşsa da önemli bir kısmı kabileler halinde ve göçebe olarak yaşayan bu toplulukların en önemli geçim kaynakları hayvancılık ve ganimetti. Çöl güvenli değildi ve çölde hayatta kalmanın yegane şartı güçlü olmaktı ve birlikte hareket etmekti. Birlikte hareket etmek için seçilen “baş”a mutlak itaat şarttı. İnsanların birey olarak çok fazla önemi yoktu. Hoş, bireysellik Batı’da da çok yenidir.

Dolayısıyla o dönem için yöneticiye itaat hayatta kalmanın olmazsa olmaz şartıydı. Peki, günümüz ulus devletlerinde ve şehir yaşamında yöneticiye itaat etmenin bir anlamı kalmış mıdır? Modern yaşam içinde özgürleşmiş, birey olmanın hazzını almış bir şehirli için itaat edilmesi gereken olsa olsa toplum olarak ortaya konulmuş olan kanunlar ve kurallardır. Modern bilince sahip bir birey toplum kuralarına seve seve uyar, çünkü o toplum sözleşmesinde kendisinin de onayı vardır.

Yöneticisini kutsayan toplumlar; modern öncesi, Weber’ci ifadeyle geleneksel otorite ile yönetilen toplumlar sınıfındadır.

Geleneksel Otorite (kutsal otorite) : Bu otorite tipinde, siyasi iktidar meşruluğunu yerleşmiş geleneklerden ve bu geleneklerin kutsallığına duyulan inançtan alır.

Buna karşılık modern bilince sahip toplumlardaysa Hukuksal Akılcı otorite ( kurumsal otorite) etkindir. Bu otorite tipinde siyasal iktidarı kullananlar, yönetme güçlerini ve haklarını rasyonel ve herkes için bağlayıcı hukuk kurallarından alırlar. İktidara geliş yolları ve yetkileri rasyonel kurallarla açıkça belirlenmiştir. Otorite, hukuk kurallarına uyduğu sürece meşrudur. Yönetilenler, yöneticilerin şahsına değil, işgal ettikleri makama, daha doğrusu hukuk düzenine itaat ederler.

Özetle; modernleşememiş, demokratik gelişimini tamamlayamamış, bireyleri özgürleşememiş ve aydınlanamamış toplumlarda yönetimler geleneksel bir otoritedir ve bu tip toplumlarda yöneticilere bir çeşit aşkın anlam yüklenir.

YORUM EKLE