21 Mayıs 2012 Pazartesi

Ders kitapları Kemalist milliyetçilikten arındırılmalı

DERS KİTAPLARI KEMALİST MİLLİYETÇİLİKTEN ARINDIRILMALI

16 Ağustos 2011 Salı 02:01
Ders kitapları Kemalist milliyetçilikten arındırılmalı
AKP DÖNEMİNDE DE BU DURUM SÜRÜYOR

AK Parti döneminde de bu devam ediyor. Bu kitapları okuyan gayr-i Türk unsurlar ya da Müslümanlığa duyarlı insanlar kendilerini içinde göremezler. Örneğin Türkleştirilip sekülerleştirilen bir Çanakkale anlatısında inançlı bir bireyin kendisini bu tarihle özdeşleştirmesi ne kadar mümkün olur? Müfredatlar bu ideolojiden arınmadıkça “karşı milliyetçilikler” var olmaya devam edecektir.

DERS KİTAPLARI KEMALİST MİLLİYETÇİLİKTEN ARINDIRILMALI

Ergenekon Süreci üzerinden yıllar geçse de konuşulmaya ve tartışılmaya devam edecek. Ancak Ergenokon’un zihni yapısını irdelemenin önemli olacağını düşünüyorum. Bu konuyu da “Ergenekon Ötesi Türk Milliyetçiliği” kitabının yazarı YTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Hocası Doç. Dr. Ergün Yıldırımla konuştuk. Ergenekon’un ideolojik kaynağının milliyetçilik olduğunu söyleyen Yıldırım millî eğitim kitaplarında bu ideolojinin baskın olarak devam ettiğini söylüyor.

Sizce milliyetçilik bazılarının söylediği gibi toplum yapıcı mı yoksa toplum yıkıcı bir ideoloji mi?

Milliyetçiliğin özsel anlamda taşıdığı değerler kadar, tarihsel ve toplumsal dünyada temsil ettiği fonksiyonlarına bakmamız gerekir. Özsel anlamda milliyetçilik ulus devletlerle beraber modern bir kavmiyetçilik olarak var olduğunu düşünüyorum. Modern öncesi toplumlarda kavmiyetçilik olarak tanımlanan politik ve toplumsal aidiyetin soy, ırk ve grup taassubuyla yapılanmasının modern dönem uzantısıdır. Böylelikle insanlar kendilerini mutlaklaştırdıkları bir soy, ırk, kabile, etnisite etrafında ulus olmaya çalışarak yeni bir siyasal aidiyet geliştirdiler. Bir Fransız ulusu ve bir Alman ulusu ortaya çıktı milliyetçilik ideolojisiyle. Elbette bunu besleyen standart diller, tarihler, kahramanlar ve söylemler inşa edildi. Bu bağlamda kadim geleneğin farklı diller, kavimler ve mezhepler/cemaatler etrafında yapılanan toplumsal aidiyeti parçaladı. Bunun yerine yeni bir sadakat düzeni geliştirildi. Öte yandan Batı milliyetçilikleri Fransızların, Almanların ya da İtalyanların kent devletleri, feodal beyler ve yerel prenslikler arasındaki çatışmalara dayalı parçalı toplumsal düzenine son verdi ve yeni bir politik bütünleşme doğurdu. Oysa Osmanlı toplumunda bunun tersine parçalanmaya, yıkıcılığa ve çatışmalara neden oldu. En son parça olarak da Türklük etrafında yeni bir bütünleşme ideolojisi olarak milliyetçiliğe başvuruldu. Bugün gelinen noktada milliyetçilik, Türkiye toplumunda çeşitli biçim ve pratikleriyle derin bir yıkıcılığa ve çatışmaya neden olmaktadır. Milliyetçilik çatışmalarıyla toplum bir çok etnisite etrafında yeniden seferber olmaya başlıyor.

Türkiye’deki milliyetçilik anlayışı gerçekten Batıdan transfer edilmiş bir durum mu? Kavmiyetçilikle milliyetçilik arasında fark var mı? Doğu toplumlarının kavmiyetçilik anlayışı daha mı az vahşi?

Kavmiyetçiliği, milliyetçiliğin arkaik biçimi olarak okuyorum. Ergenekon Ötesi Türk Milliyetçiliği adlı çalışmamda da bunu ortaya koymaya çalıştım. Batıda geliştirilen milliyetçilik teorileri bizlere günümüz gelişmelerini anlamak açısından önemli imkânlar sunuyor. Ancak bu teorilerin içinde bizim tarihsel varlığımız ve politik değişmelerimiz yer almamakta. Bu nedenle bizde kavmiyetçilik konseptine dayanarak milliyetçiliği okuma imkânımız olduğunu düşünüyorum. Kavmiyetçilik, tarihsel dünyada bütün toplumlarda kendi hakikatini bir soy, ırk, etnisite ya da kavim gibi toplumsal bir birimde aramanın adıdır. Moderniteyle birlikte kavim ve soy yerine ulus geçmektedir. Ancak bu ulusun arkaik yapısında kavim ve soy yerini almaya devam etmektedir. Milliyetçilik modern gelişmelerle donanarak yeniden yapılanan bir kavmiyetçiliktir. Bu nedenle bu tür modern kavmiyetçilik yeni silâhlarla daha da yıkıcı hale gelebilmiştir. Kavmiyetçilik bütün premodern toplumlarda rastlanan bir olgu. Örneğin Herodot, Tarihinde “genos” kavramını kullanarak Yunanlılığı yüceltir. Genos, bugün soy olarak tercüme edilebilir Türkçeye. Antik Yunan toplumunda Herodot’un yaklaşımına Platon ve diğer filozoflarda katılırlar.
Milliyetçilik, Batı’dan transformasyona uğrayan kavmiyetçilik olarak bize aktarıldı. Bu nedenle M. Âkif Ersoy, kavmiyetçiliği bir fitne ideolojisi olarak yorumlayarak büyük bir tepki ortaya koydu.

Türkiye’ye gelirsek İttihatçılığın milliyetçilikle başladığı söylenir. Cumhuriyet yıllarında milliyetçiliğe karşı olan anlayışlar kimlerdi ve sonları ne oldu?

Milliyetçiliğin Türkiye’deki başlangıcı İttihatçılardan önceye uzanır. Ancak onu bir siyaset ve ideoloji haline getirerek sistemleştiren ilk öncüler İttihatçılardır. II. Meşrûtiyetle beraber, gün geçtikçe topraklarını çeşitli milliyetçilik ve ulus devlet talepleriyle kaybeden Osmanlı yöneticileri, çözümü Türk milliyetçiliğinde buldular. Araplar, Arnavutlar, Ermeniler, Rumlar vs. milliyetçilik ideolojisinin etkisiyle devlet taleplerinde bulunarak Osmanlıyı ateşe verdiklerinde en son geriye kalan Anadolu topraklarındaki Türk çoğunluğu dikkate alınarak Türk milliyetçiliği siyaseti benimsendi. Ancak İttihatçıların Türkçülüğünde İslâmcılık da, Osmanlıcılık da ve batıcılık da yer alıyordu. Nitekim İttihatçıların yönetim tepesinde yer alan ve ideologluğunu yapan sosyolog Ziya Gökalp, 1918 yılında “Türkleşmek, İslâmlaşmak ve Muasırlaşmak” risâlesini basarak bu tezi savundu. Yani Yusuf Akçura’nın 1914 yılında geliştirdiği ve birbirinden ayrıştırdığı Üç Tarz-ı Siyaseti, Gökalp sentezledi.
Cumhuriyet yıllarında Gökalp’in bu sentez yaklaşımı terk edildi. Nitekim Gökalp’in 1924 yılında bastırdığı kitabın adı bunu ele veriyor: Türkçülüğün Esasları. Artık ana milliyetçi ideoloji Türkçülüktür. 1930’larda bu Türkçülük ideolojisi sert etnik ve seküler tonlara bürünerek çeşitli “Türkleştirme siyasetleriyle” pratiğe dönüşür. Şark Islâh Planı ya da Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, ezanın Türkçeleştirilmesi… Kürtler Türkleştirildiği gibi, Türkler de “Türkleştirilir”! Yani cumhuriyetin milliyetçilik ideolojisiyle bütün Anasır-ı İslâmiye tek kalıba dökülmeye çalışılır. Türklerin de Arapça okudukları ezanları Türkçeleştirilir, Kürtlerin ise dilleri yasaklanır vs. Cumhuriyet döneminin ana egemen ideolojisi Türk milliyetçiliğidir. Türklerle ilgisi olmayan bir ideolojidir bu! Bu nedenle bütün düşünce akımları ve siyaset arayışları var olmak için milliyetçileşerek meşrûluk edinmeye çalışmışlardır. Bu nedenle Kadro dergisi aracılığıyla sol aydınlar, sol milliyetçiliği ürettiler; İslâmcılar Komünizmle Mücadele Dernekleri etrafında aynı pratiği kendi yaklaşımlarını var etmek için ortaya koydular. Hiçbir hareket ve düşüncenin toplumsal pratik içinde yer alması için biraz milliyetçileşmek dışında bir seçeneği yoktu. Sol milliyetçilik, sağ milliyetçilik, muhafazakâr milliyetçilik ya da Türk solu, Türk İslâm sentezi biçiminde örgütlenmek zorunda kaldılar. Önde olan ve kamuoyunda etkili olan bütün Türk aydınları bu akımlarla beraber var olmuşlardır.

Türkiye’nin askerî temelli kurulmasıyla milliyetçilik arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

Cumhuriyetin ana ideolojisi milliyetçilik olduğu için ordu da buna göre yapılanmak durumunda kalmıştır. Bütün ulus devletlerin meşrûiyet ideolojisi ve yeni siyasal kimliği milliyetçilikle kurulduğundan onlara hizmet eden, onları kollayıp gözeten askerler de milliyetçiliği benimsemiştir. Bizde ilk milliyetçilik düşünceleri askerî okullarda Süleyman Paşa’nın etkisiyle başlamıştır. Bütün orduyu yeni bir heyecanla yeni bir kurtuluşa sevk etmiştir. Savaşan ve cephelerde savaşarak varlıklarını ortaya koyan önemli bir gruptu askerler, Osmanlı son yüzyılında. Savaş yüzyılından geçen bir toplumun arkasından getirdiği siyasal teşkilâtta ordunun da etkisi güçlü olmuştur. Ancak savaşların sona erdiği ve yeni devletin kurulduğu yüzyıldan sonra ordu bu gücünü sürdürerek var olmaya çalışmıştır. Bütün millî bayramlarda söylemler, pratikler, semboller ve kahramanlık hikâyeleri savaş metaforuyla ve asker muhayyilesiyle yapılanıyor. Bunlar milliyetçilikle çok içli dışlı mitoslar ve ritüellerdir. Bir bakıma milliyetçiliğin mitosları ve ritüelleri eşliğinde bütün halk “ordu millet” ideolojisiyle büyüleniyor. Milliyetçilik, ordunun toplumsal hafızadaki yerini yeniliyor, yeniden inşa ediyor ve süreklileştiriyor.

Türkiye’deki bütün siyasî partilere baktığınızda milliyetçilik algısından arınmış görüyor musunuz?

Bütün siyasal partiler milliyetçiliği şöyle ya da böyle benimseyerek meşrûluk kazanıyorlar sistem içinde. Milliyetçiliği ana ideoloji olarak benimseme görüntüsü içinde olmasalar da (Ak Parti, CHP, vs.) rutin söylem ve reflekslerinde bunu rahatlıkla yansıtırlar. Britanyalı milliyetçilik teorisyeninin hoş kavramlaştırmasıyla “banal milliyetçilik” dediğimiz olgu tam da budur. Farkına varmadan bir çok siyasetçimizin konuşmalarında, pratiklerinde, programlarında milliyetçilik kendini yansıtıyor. Bence refleks milliyetçiliği herkeste mevcut. Çünkü yüz yıldır milliyetçilik ideolojisiyle yapılanan bir sistem içinde çalışıyorlar. Örneğin kimi zaman milliyetçilikle arasına kalın çizgiler çektiğini söyleyen bir siyasî parti aktörü başka bir gün milliyetçiliğin göbeğinde yer alarak konuşabiliyor. İnsanların ya da rakip siyasal aktörün Ermeni kökenliliğini gündeme getiriyor. Ayrıca milliyetçilik geçer akçe olduğu müddetçe siyasetçilerin bunu kale almayacaklarını düşünmek pek ihtimal dahilinde değildir.

Milliyetçiliğe karşı olduğunu söylüyor ancak Millî Eğitim’in ders kitaplarında siz bu arınmanın gerçekleştiğini söyleyebilir misiniz?

MEB ders kitapları baştan sona Türk milliyetçiliğiyle doludur. Örneğin Çanakkale Savaşı ya da Millî Mücadele Türkleştirilerek anlatılır. Anasır-ı İslâmiye unsuru bütünüyle yok sayılıyor. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi kitapları Atatürk’ün milliyetçi yaklaşımlarıyla doludur. Matematik ya da Türkçe kitaplarında bile Kemalist milliyetçilik baskındır. Müfredatın yapısı bütünüyle milliyetçilik söylemiyle iç içe düzenlenmiştir. Ak Parti iktidarları döneminde de bu devam etmektedir. Bu kitapları okuyan gayri-Türk unsurlar ya da Müslümanlığa duyarlı insanlar kendilerini içinde görememeleri oldukça kolaydır. Örneğin Türkleştirilerek sekülerleştirilen bir Çanakkale anlatısında inançlı bir bireyin kendisini bu tarihle özdeşleştirme imkânı ne kadar mümkün olur? Bu Türk milliyetçiliği ideolojisinden müfredatlar arınmadıkça “karşı milliyetçilikler” ve “karşı ideolojiler” var olmaya devam edecektir.

Bütün bunlara baktığınızda Ergenekon’un nevş-ü neva bulması normal değil mi?

Elbette Ergenekon olgusu, tam da Türk milliyetçiliğinin devlet siyaseti olmaktan çıktığı bir siyasete yönelmesiyle eş güdümlü ortaya çıktı. Buradan şuna varabiliriz. Kitleleri iki milliyetçi argüman etrafında seferber etmeye çalıştılar. Birincisi “işgal”, ikincisi “kurtuluş”. Bu argümanlarla Türkiye’nin ABD, AB, küreselleşme tarafından işgal edildiğini yaydılar. Ak Parti’yi bunun işbirlikçisi olarak yorumladılar. Bu işgalden kurtulmak için kitleleri “kurtuluşa” çağırdılar. İşgal ve kurtuluş metaforlarını İstiklâl Harbi ile bugün arasında çeşitli analojiler kurarak işlediler. Dolayısıyla “Yeniden Kuvva-i Milliye” diyerek halkı sokağa ve darbelere kışkırttılar. Tarihsel hafızayı politikleştirerek amaçları için araçsallaştırdılar.

Ergenekoncuların kendilerini masumlaştırma aygıtı olarak milliyetçiliği kullandığını söylüyorsunuz...

Evet. Onlara göre işgal edilen vatanlarını kurtarmak için savaşmaları gerekiyordu. Bunun için kimseden, kanundan ve otoriteden izin almaya gerek yoktu. Atatürk üzerinden Bursa Nutku adıyla bir uydurma nutuk icat ederek kendilerini meşrûlaştırmaya çalıştılar. Milliyetçilik, sol tonları ağır basan bir ulusalcılık ideolojisi olarak yükseldi. Milliyetçiliği yeniden üreterek milliyetçiliğin doğurduğu sorunları aşmak için örgütlendiler.

Güneydoğu pratiğinin Ergenekon’a etkisi nedir?

Ergenekon, Güneydoğu pratiğinde “terörle terörleşme” olgusu olarak ele alınabilir. Dağda, çatışmada, kodeslerde, işkencehanelerde, faili meçhullerde ve adam kaçırmalarda çalışan insanların zaman içinde kendilerine karşı savaş verdiği terörün yöntemlerini kullanarak onlara dönüşmeleridir. Avcının ava dönüşüdür bu. Savaş ve çatışma ortamının gayri kanunî pratiklerine alışarak zamanla kendilerini kanun üstü görüp terör yöntemlerini kullanacak hale gelmeleridir. Adalet ve hukuk temelinde güvenliği sağlama yerine şiddet ve öldürme, yakma ve işkencelerle bunu gerçekleştirmeye kalkmasıdır.

Şehit aileleri üzerinden toplumsal bir mühendislik yapıldığı doğru mu?

Bir dönem şehit cenazelerinin acılı görüntüleri televizyon ve gazetelerde yoğun bir biçimde görselleştiriliyordu. Adeta kamuoyu bunlarla eğitiliyordu! Öfke, öç ve karşıtlık bilinçleri bilenerek kitleler diken üstünde tutuluyordu. Şehitlik ritüelleri ve şehitlik kültürü topluma aktarılarak, kitlelerin kızgınlığı canlı tutuluyordu. Nitekim o dönemlerde Ak Parti’li bir çok siyasetçi bu cenazelerde ya yuhalandı, ya yumruklandı ya da bir takım sözlerle tacize uğradı. İktidara karşı şehitlik acısı seferber edildi. Bütün bu pratikler, bir mühendislik projesini akla getirmektedir.
Şu an Kürtçülükle Türkçülüğün çatışmasını mı yaşıyoruz...
İki ideolojinin çatışma alanlarında gerilimlerle yüz yüze yaşayan bir toplumuz bugün. İki ideoloji çatışması, toplumsal tabana da yayılmaya başlamaktadır. İnsanlar kız alıp vermede Kürt olup olmadığını sormaya başlıyorlarsa, Kürtçü ve Türkçü milliyetçiliklerin hedeflediği derinleşmenin ortaya çıktığını gösterir. Elbette, bu milliyetçiliklerin çatışmasının arkasında bir çok faktörden bahsedebiliriz. Örneğin Ege bölgesine ya da Marmara bölgesine gelen Kürtler, yerleşiklerin mülkiyet, siyaset ve statülerini paylaştıkları için “Kürtlükle” damgalanarak ya da PKK’lılıkla suçlanarak dışlanıyor. Kürtler de başarısızlık ve tutunma sorunlarıyla karşılaşınca “Kürt olduğumuz için” deyip dışlanma hissediyor. Ancak önemli olan mülkiyet, siyaset, evlilik vb. alanlardaki ilişkilerin artık Kürtlük ve Türklük karşıtlığıyla okunmaya başlanması. Bu politik bilinç kayması, sıcak çatışmadan daha vahim bir durumdur. Algısal farklılaşma ve karşıtlıkların milliyetçilik kimlikleri etrafında gelişmesi, milleti esaslı bir parçalanmaya doğru sürükler. İdeolojilerin çatışması, insan algılarında ve pratiklerinde bir dönüşüm yaratmaya başladığı zaman gerçek tehlike ortaya çıkıyor. Türkiye’de gün geçtikçe bütün siyaset, kültür, kimlik ve mülkiyet paylaşım çatışmaları iki milliyetçilik etrafında toplaşmaya başlıyor.

H.Hüseyin Kemal - Yeni Asya Gazetesi

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 3 yorum mevcut

    • Cafer MEYDAN 10 ay önce yorumlandı

      Türk ve Atatürk,Türk milliyetciliği gibi kelimeler kitaplardan çıkarıldığı gibi insan beyinden de kazınmak için çalışmalar yapılmalı mı ? ATATÜRK olmasaydı bu gün bunu kitaplardan çıkartmaya çalışanlar olacakmıydı acaba.Milliyetcilik duyguları milletleri bir arada tutan bir bağdır. Kimse Türkmilliyetciliğinden gocunmamalı. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

    • Kemal TAMTÜRK 10 ay önce yorumlandı

      Bu H.Hüseyin Kemal denen herif gitsin kendine başka yaşayacak yer bulsun. ATAMIZIN ilkeieri ve devrimleri sonsuza dek yaşayacak. Burası TÜRKİYE CUMHURİYETİ.

    • kemalist 10 ay önce yorumlandı

      ancak bunu yok eden yine farklı etnik kimliklerin bağımsızlaşma çabası olmuştur. kemalizmi anlayamamış türklüğü sadece bir ırk olarak görenlere yazık "ne mutlu türküm diyene" sözünü atatürk neden söylemiştir açalım okuyalım öyle yorum yapalım

    GAZETE MANŞETLERİ

    ANKET Sonuçlar Tümü

    ?Öğrencilere 'Süt Dağıtımı' Konusunda Ne Düşünüyorsunuz?

    ARŞİV